<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Ramazan Ayı Ramazan Bayramı</title>
	<atom:link href="http://ramazan.corlu.org/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://ramazan.corlu.org</link>
	<description>dini bilgiler ramazan bayramı oruç</description>
	<pubDate>Fri, 14 Nov 2008 11:28:10 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>İslam&#8217;ın Gayesi</title>
		<link>http://ramazan.corlu.org/2008/11/14/islamin-gayesi_67.html</link>
		<comments>http://ramazan.corlu.org/2008/11/14/islamin-gayesi_67.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2008 11:28:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[islam]]></category>

		<category><![CDATA[müslümanlık]]></category>

		<category><![CDATA[neden islam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ramazan.corlu.org/?p=67</guid>
		<description><![CDATA[İslam&#8217;ın getirdiği hükümlerin ve koyduğu prensiplerin amacı; insanı ahlaken olgunlaştırarak dünyada huzur ve mutluluğa, ölümden sonra devam edecek olan ahirette ebedi saadete kavuşturmaktır.
Bu prensipler. Her çağda insanların ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde mükemmel olup, daima geçerliliğini koruyacak ve değişmeyecektir.
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyuruyor;
&#8220;Allah katında din, şüphesiz İslam&#8217;dir.&#8221; (Al-i İmran Suresi, ayet; 19)
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İslam&#8217;ın getirdiği hükümlerin ve koyduğu prensiplerin amacı; insanı ahlaken olgunlaştırarak dünyada huzur ve mutluluğa, ölümden sonra devam edecek olan ahirette ebedi saadete kavuşturmaktır.</p>
<p>Bu prensipler. Her çağda insanların ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde mükemmel olup, daima geçerliliğini koruyacak ve değişmeyecektir.</p>
<p>Yüce Allah (c.c.) şöyle buyuruyor;</p>
<p>&#8220;Allah katında din, şüphesiz İslam&#8217;dir.&#8221; (Al-i İmran Suresi, ayet; 19)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ramazan.corlu.org/2008/11/14/islamin-gayesi_67.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İslam&#8217;da Birey</title>
		<link>http://ramazan.corlu.org/2008/11/14/islamda-birey_65.html</link>
		<comments>http://ramazan.corlu.org/2008/11/14/islamda-birey_65.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2008 11:24:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ramazan Ayı]]></category>

		<category><![CDATA[diyanet]]></category>

		<category><![CDATA[islam]]></category>

		<category><![CDATA[islamda birey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ramazan.corlu.org/?p=65</guid>
		<description><![CDATA[İslâm’da birey, özgür ve sorumlu varlık olarak tanımlanmıştır. İslâm her konuda olduğu gibi bireyin hak ve yükümlülükleri konusunda da her türlü aşırılıktan uzakta orta yolu tavsiye eder. Bu anlamda bireyden ne özgür iradesini kendi dışındaki varlıkların iradesine teslim ederek kendisini köleleştirmesini; ne de özgürlüğünün sınırlarını zorlayarak kulluk bilincinden uzaklaşıp kendisini tanrılaştırmasını ister. İslâm bireyi, özündeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm’da birey, özgür ve sorumlu varlık olarak tanımlanmıştır. İslâm her konuda olduğu gibi bireyin hak ve yükümlülükleri konusunda da her türlü aşırılıktan uzakta orta yolu tavsiye eder. Bu anlamda bireyden ne özgür iradesini kendi dışındaki varlıkların iradesine teslim ederek kendisini köleleştirmesini; ne de özgürlüğünün sınırlarını zorlayarak kulluk bilincinden uzaklaşıp kendisini tanrılaştırmasını ister. İslâm bireyi, özündeki yetenek ve potansiyelleri harekete geçirmeye ve başta kendisi olmak üzere bütün evrendeki yaratılış sırlarını keşfetmeye çağırır.</p>
<p>Kur’an, bu keşif yolculuğunda insana kendi yaratılışıyla birlikte bütün yaratılmışlar üzerinde düşünmesini (tefekkür, tezekkür, taakkul, tedebbür vs.) tavsiye eder. Elbette bu tavsiyelerin temel amacı, daha huzurlu ve mutlu bir hayat yolunda doğru seçimler yapma konusunda bireye kılavuzluk etmektir. Bu yolla içinde yaşadığı evrende olup bitenler üzerinde düşünen insan, sadece kendisini çevreleyen canlı ve cansız varlıklar hakkında hikmetli bilgilere ulaşmakla kalmaz, ayrıca hayatın ve yaratılışın anlamını keşfetmede vahyin eşsiz rehberliğinden faydalanarak Yüce Yaratıcının yarattıkları üzerindeki sayısız lütuf, cömertlik ve ihsanını da yakından görmüş olur. Böylece o, Yüce Allah’ın hoşnutluğunu kazanma ve iyi insan olma yolundaki gayretlerinin karşılıksız olmadığını, her daim gözlemlediği ve yaşadığı sayısız lütuflarla tecrübe etme imkânı bulur.</p>
<p>İslâm öncelikle bireyi bilinç düzeyinde inşa etmeyi hedefler. Bilinçli varlık olmak, her şeyden önce kendi varlığının farkında olmayı gerektirir. Bu anlamda, özgür irade ve bilinç sahibi biricik varlık olan insan, diğer bütün yaratılmışlardan farklı ve üstün niteliklerle donatılmıştır. Yaratılmışlar içinde yalnızca insanın eylemleri hayatın akışını ve diğer bütün varlıkların hayatını doğrudan etkileyebilme özelliğine/potansiyeline sahiptir. Ancak insan, yapıp ettikleriyle yaratılışta kendisine bahşedilen bu eşsiz yetileri geliştirerek “en değerli” varlık olma yolunda ilerleyebileceği gibi, yaratıcı yeteneklerini körelterek varlıkların “en değersizi” olma yolunda da ilerleyebilir. (Tin, 4-5) Sonuçta her iki tercih de, herhangi bir dışsal zorlama olmaksızın, onun özgür iradesiyle vereceği kararlara bağlı olarak gerçekleşir. Yüce Yaratıcı bu konuda insanı serbest bırakmış, ancak özgür tercihlerinin ortaya çıkaracağı sonuçlardan sorumlu tutulacağını ve hesap gününde yargılanacağını belirtmiştir. Çünkü İslâmiyet’te sorumluluk bireyseldir ve hiç kimse bir başkasının günah yükünü taşıyamaz. (Fâtır, 18)</p>
<p>Kişinin özgür ve sorumlu bir varlık olduğunun farkına varabilmesi, ancak kendi tekliğinin ve özgünlüğünün idrakinde olmasıyla, yani birey olma bilinciyle mümkündür. Bu anlamda birey bilinci, bireysel farkındalığın geliştirilmesiyle ulaşılabilecek bir yüksek bilinçlilik hâlini ifade eder. Çünkü bilinçli bireyler özgür iradelerini kullanarak doğru tercihlerde bulunabilirler. İşte İslâm’da ilâhî hitabın gerçek muhatapları da yüksek bilinç sahibi bu bireylerdir. Bununla birlikte İslâm, insanın sadece bireysel bilince ulaşmış olmasını yeterli görmez, aynı zamanda ondan içindeki varlıklarla birlikte bütün evrenin yaratılış ve işleyişindeki düzenliliği/kusursuzluğu görmesini de ister. (Mülk, 3-4)</p>
<p>İnsanın, hemcinsleri başta olmak üzere diğer canlı-cansız varlık ve nesnelerle ilişkisinde sorumluluklarının farkında bir hayat sürmesi gerekir. Onun hemcinslerine karşı sorumlulukları, toplum hâlinde yaşayan bir varlık olmasından kaynaklanır. Toplumsal hayat, bireye, kendisi ve yakın çevresinden başlayarak diğer bütün insanlara karşı sorumluluklar yükler. Çünkü insan ihtiyaç ve beklentilerini gerçekleştirebilmek için başka insanların yardımına muhtaçtır. Bu nedenle toplumsal hayatın dışında münzevî bir hayat ancak toplumsal gerçekliği olmayan hikâye ve masallara konu olur. Bu anlamda İslâm, Yaratıcı başta olmak üzere, evrene ve içindeki bütün varlıklara karşı sorumlulukları konusunda yüksek bilinç ve farkındalığa ulaşmış duyarlı, özgür bireylerden oluşan bir toplum modeli önerir. Çünkü ancak böyle bireylerden oluşan bir toplumsal ortamda insan, yaratılıştan getirdiği yeteneklerini keşfetme ve potansiyellerini geliştirebilme imkânı bulabilir.</p>
<p>İslâm’da bireycilik, asla bencillik değildir. Aksine o, kendi dışındaki varlıkların farkında olmayı, onlara zarar vermeden birlikte yaşamayı ve hukuklarına riayet etmeyi gerektirir. İslâm’da yalnızca insanların hukukundan söz edilmez, aynı zamanda insan dışındaki bütün varlıkların, örneğin hayvanların, çevrenin, doğanın, küçük-büyük bütün yaratılmışların haklarından söz edilir. Bireyden onlara karşı incitici davranmaması, saygılı ve merhametli olması istenir. Toplumsal ve doğal ortamdaki varlık ve nesnelere karşı yüklendiği sorumluluklar, insanı, bencilce ihtirasların kıskacından kurtulmaya, daha paylaşımcı ve özverili davranmaya çağırır. Birey bu çağrıya kulak verdiğinde, bütün yaratılmışlara Yüce Yaratıcının açtığı sonsuz lütuf ve rahmet penceresinden bakmayı öğrenme yolunda kendi potansiyellerini harekete geçirmiş olur. Böylece o, bencilliğin öz benliğine yabancılaştırıcı ve yalnızlaştırıcı etkisinden kurtularak, gerçek özgürlüğün ve özgür irade sahibi benzersiz varlık olmanın kendisine yüklediği sorumlulukların, Yaratanın hoşnutluğunu kazanma ve yaratılmışları, O’nun hoşnutluğu için sevme yolundaki gayretlerinde saklı olduğunu keşfetmiş olur.</p>
<p>Not: Bu yazı, Diyanet Aylık Dergi  Kasım 2008 sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p>Dr. İhsan Çapcıoğlu<br />
Ankara Üniv. İlâhiyat Fak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ramazan.corlu.org/2008/11/14/islamda-birey_65.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KADİR GECESİ MESAJI</title>
		<link>http://ramazan.corlu.org/2008/09/26/kadir-gecesi-mesaji_63.html</link>
		<comments>http://ramazan.corlu.org/2008/09/26/kadir-gecesi-mesaji_63.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2008 22:32:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ramazan Ayı]]></category>

		<category><![CDATA[kadir gecesi]]></category>

		<category><![CDATA[mübarek gün]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ramazan.corlu.org/?p=63</guid>
		<description><![CDATA[Ferdi hayatımızda dindarlığın, sosyal hayatta dostluk, kardeşlik ve dayanışma duygularının yoğun bir şekilde yaşanmasına vesile olan, pek çok hayır ve bereketi bünyesinde barındıran, ilahî af ve mağfiret niyazlarını zirveye taşıyan, şükran hislerimizi canlandırarak bizlere yoksulların, çaresizlerin halinden anlama şuuru veren ve “sabır” denilen yüksek ahlakî meziyetimizi geliştiren oruç ibadetiyle geçirdiğimiz rahmet ve bereket mevsimi Ramazan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ferdi hayatımızda dindarlığın, sosyal hayatta dostluk, kardeşlik ve dayanışma duygularının yoğun bir şekilde yaşanmasına vesile olan, pek çok hayır ve bereketi bünyesinde barındıran, ilahî af ve mağfiret niyazlarını zirveye taşıyan, şükran hislerimizi canlandırarak bizlere yoksulların, çaresizlerin halinden anlama şuuru veren ve “sabır” denilen yüksek ahlakî meziyetimizi geliştiren oruç ibadetiyle geçirdiğimiz rahmet ve bereket mevsimi Ramazan ayının sonuna yaklaşırken, 26 Eylül Cuma’yı Cumartesi’ye bağlayan gece Yüce Kitabımız’da “bin aydan daha hayırlı” olduğu bildirilen Kadir Gecesini idrak etmenin sevinç ve mutluluğunu yaşamaktayız.</p>
<p>Dini hayatımızda önemli bir yere sahip olan Kadir Gecesinin değeri, insanlığa rehber, şifa ve ebedî mutluluğun anahtarı olarak gönderilen Kur’an’ı Kerim’in o gecede yeryüzü ve beşerle buluşmaya başlamasından kaynaklanmaktadır: &#8220;Şüphesiz, biz onu (Kur&#8217;an&#8217;ı) Kadir Gecesi&#8217;nde indirdik. Kadir Gecesi&#8217;nin ne olduğunu sen ne bileceksin! Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.&#8221; (Kadr, 97/1-5)</p>
<p>Kadir Gecesi, kadrü kıymet bilme, Rabbimizin bizlere sunduğu sayısız nimetlerin farkında olma zamanıdır. Kadir Gecesini gereği gibi anlayıp hakkıyla değerlendirmenin yolu, Kur’an’ı lafzıyla okumanın ve dinlemenin yanında, yaptığı çağrıyı anlamaktan, üzerinde derin bir şekilde düşünmekten ve mana ikliminde yol alarak hayatımızda onu rehber edinmekten geçer.Çünkü Kur’an hem varlık, varoluş, kendimiz ve Yaratanımız hakkında hakikat bilgisinin hem de İslam Medeniyetinin temelini teşkil etmiş, insanlığın yolunu aydınlatmış, fert ve toplum hayatındaki temel ahlakî ve sosyal problemlerin hak ve adalet ekseninde çözülmesine ışık tutacak, insanları geleceğe hazırlayacak ilâhî ölçüleri getirmiş ilahî bir kitaptır. Böyle olduğu için de, Kur&#8217;an&#8217;ı anlamaya ve onun getirdiği güzellikleri yaşamaya çalışan her insan, her gecesini Kadir Gecesi gibi değerlendirme imkanı elde edebilir.</p>
<p>Bu gece aynı zamanda esenlik ve güvenliğin her tarafa yayıldığı, sema kapılarının açıldığı, dua ve tövbelerin kabul edildiği bir kutlu gecedir. Bizler, hayatımızın çok hızlı seyreden akışı içinde böylesi müstesna geceleri kendimizi yenileme fırsatı olarak değerlendirmeli, hikmet gözüyle kendimizi sorgulayıp, özeleştiri yapıp, işlediğimiz hatalara tövbe edip af ve bağışlanma dilemeliyiz. Bu gecede, kendimizle, Yüce Yaratıcımızla ve çevremizle barış içinde yaşamanın ve hayatımızı anlamlı kılmanın yollarını aramalı, kendimiz, ailemiz ve bütün insanlık için dua etmeliyiz. Sevgili Peygamberimiz (a.s.) bu mübarek gece ile ilgili olarak, &#8220;Kim inanarak ve sevabını Yüce Allah&#8217;tan umarak Kadir Gecesi&#8217;ni ihya ederse onun geçmiş günahları bağışlanır&#8221; buyurmuş ve bu gece, &#8220;Allah&#8217;ım! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet&#8221; diye dua etmemizi tavsiye etmiştir.</p>
<p>Bu duygu ve düşüncelerle, aziz milletimizin, soydaş ve dindaşlarımızın Kadir Gecesini tebrik ediyor ve bu gecenin, insanlığın barış, huzur ve saadetine, bütün müminlerin de affına vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.   </p>
<p> Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU<br />
Diyanet İşleri Başkanı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ramazan.corlu.org/2008/09/26/kadir-gecesi-mesaji_63.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Merhamet ve Şefkat Çağrısı</title>
		<link>http://ramazan.corlu.org/2008/09/12/merhamet-ve-sefkat-cagrisi_61.html</link>
		<comments>http://ramazan.corlu.org/2008/09/12/merhamet-ve-sefkat-cagrisi_61.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Sep 2008 20:19:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ramazan Ayı]]></category>

		<category><![CDATA[Hz. İbrahim]]></category>

		<category><![CDATA[merhamet]]></category>

		<category><![CDATA[şefkat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ramazan.corlu.org/?p=61</guid>
		<description><![CDATA[Allah’ın Rasulü oğlu  		İbrahim’i kucağına almış, onu öpüyor, kokluyor. Küçük yavru son anlarını  		yaşamaktadır. Çok geçmeden ruhunu teslim edecek ve kâinatın efendisinin  		gözyaşları yanaklarından süzülecekti. Abdurrahman b. Avf biraz şaşkın;  		sorar:
- Siz de mi  		ağlıyorsunuz ey Allah’ın Rasulü?
Sahabi, hayata ve ölüme  		anlam vermeyi öğreten Allah elçisinin ölüm gerçeğini herkesten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;">Allah’ın Rasulü oğlu  		İbrahim’i kucağına almış, onu öpüyor, kokluyor. Küçük yavru son anlarını  		yaşamaktadır. Çok geçmeden ruhunu teslim edecek ve kâinatın efendisinin  		gözyaşları yanaklarından süzülecekti. Abdurrahman b. Avf biraz şaşkın;  		sorar:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;">- Siz de mi  		ağlıyorsunuz ey Allah’ın Rasulü?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;">Sahabi, hayata ve ölüme  		anlam vermeyi öğreten Allah elçisinin ölüm gerçeğini herkesten iyi  		kavramış olduğundan oğlunun ölümüne üzülmeyeceğini düşünmüştü.  		Efendimiz;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;">- “Avf oğlu! Bu  		gözyaşları merhamet duygusunun eseridir” karşılığını verir ve minik  		yavruyu bir kere deha öptükten sonra devam eder: “Göz yaşarır, kalp  		hüzünlenir. Ancak biz yine de Rabbimizin razı olacağı şeyi söyleriz.  		Senden ayrıldığımız için mahzunuz ey İbrahim.” (Buharî, Cenâiz, 44)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;">Zerreden küreye,  		kâinatın sahip olduğu düzenli var oluş ilâhî rahmetin eseri. “Rahmetim  		her şeyi kuşatmıştır.” (A&#8217;raf, 156) diyor Rabbimiz. Yıldızlar nasıl  		oluyor da yollarından zerrece sapmadan görevlerini yerine getiriyor?  		Varlıklar dünyasındaki akla nereden geliyor? Okyanus adı ile uzanmış  		yatan engin suların buhar olup, bulutlaşıp toprağımıza bereket  		yağdırması bu ilâhî rahmetin eseri. Bu yüzden yağmura doğrudan “rahmet”  		demişiz. Yeşeren otlar, çevremizdeki sonsuz renk cümbüşü sonu gelmez  		ilâhî rahmet zincirinin halkaları.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;">Elbet adalet sıfatının  		gereği olarak gazabı da var Allah’ın, ama O’nun rahmeti gazabına  		baskındır. (Buharî, Tevhid, 55)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;">Yaratıcı kudret,  		kâinatın var oluş ve işleyişine fiilen hâkim kıldığı rahmeti, yeryüzü  		plânında, insana potansiyel bir nitelik halinde yansıtmıştır: Merhamet.  		Bakalım insan Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanıp bu duyguyu tabiatının  		hayvanî tarafına, zulüm ve zorbalığa baskın kılabilecek mi? Âdemoğlunun  		bütün hayatı bu imtihanın yaşandığı bir süreçtir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;">Merhamet, esirgeme  		duygusu ile harman olmuş acıma duygusudur. Anne, bu duygunun iliklerine  		kadar işlediği insandır. İtilip kakılmış, ihmal edilmiş, ilgisiz  		bırakılmış bir anneyi çocuğuna vereceğiniz bir zarar ile imtihan edin,  		göreceksiniz ki bütün çektiklerini unutmuş, “keşke ona bir şey olmasın,  		ben bir şey istemem” diyecektir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;">Annelik insana has bir  		nitelik değil. Hayvanlar da dünyaya can getiriyor. Yuvadaki yumurtasına  		göz diken yılana saldıran serçe bize neler anlatmıyor ki&#8230; Sivri  		dişleri en büyük silâhı olan şu köpek aynı dişlerle yavrusunu ensesinden  		tutmuş taşıyor. Parçalamak için var olan o dişler bir yavrunun narin  		ensesinde nasıl “pamuk” oluveriyor? Bu “mucize”yi gerçekleştiren sihirli  		formüle merhamet adını vermişiz. Kâinatın efendisi (s.a.s.) bu formülü,  		merhamet ve şefkat duygusunun ilâhî kaynağına işaretle çözüyor: &#8220;Allah  		merhametini yüz parçaya ayırdı, doksan dokuz parçasını kendi yanında  		tuttu, bir parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet  		sebebiyle yaratıklar birbirine merhamet eder. Hatta yavrulu hayvan, bir  		tarafını incitir endişesiyle ayağını yavrusundan sakınır.&#8221; (Buharî, Edeb,  		19) </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;">Rahmanın merhametini  		hak etmeyi, onun bize ayırdığı bu merhamet payını dışa yansıtmamıza  		bağlayan şu iki hadis de aynı formülün çözümüdür: “Yerdekilere merhamet  		edin ki gökte olan (Allah) da size merhamet etsin.” (Ebû Davud, Edeb,  		58) Bu ise ancak varlıklara merhamet etmekle gerçekleşebiliyor:  		&#8220;Merhamet etmeyene merhamet edilmez.&#8221; (Buharî, Edeb, 18)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;">Ancak şefkat ve  		merhamettir ki canlı cansız demeden bütün varlıkları “Allah’ın mahlûku”  		olma etiketi altında birleştiyor. Bu bakış açısı, insana ait bütün  		düşünce ve eylemlerin temeline Allah bilincini yerleştirecek, böylece  		insanın yaratılış hikmeti hedefini bulmuş olacaktır. Bundan dolayı  		merhamet duygusu Allah katında büyük bir değer taşıyor. Bu duygunun kök  		saldığı yürek, sahibinin işlediği nice “yanlış”ların örtülmesine zemin  		hazırlıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;">Kötü yola düşmüş bir  		kadını susuzluktan ölmek üzere bulunan bir köpeğe su verdiği için  		Allah’ın bağışladığını haber veren Peygamber Efendimiz (s.a.s.) (Buharî,  		Şürb, 9) Kedisini açlıktan öldüren merhametsiz bir kadının, cehennemi  		hak ettiğini bildiren hadiste de (Buharî, Edeb, 18) ters yönden aynı  		gerçeğe vurgu yapılmıştır. Bu sebeple Kur’an, iman edip birbirine sabır  		ve merhamet tavsiye edenlerin ahiret mutluluğuna ereceğini bildiriyor. (Beled,  		17-18)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;"> Katı yürekli insan,  		adını koyamadığı gizli bir korkunun müptelâsıdır. Geceleyin mezarlıktan  		geçerken ıslık çalan adamın ruh hali saklıdır onun içinde. İşte zulüm ve  		merhametsizlik çok kere böyle bir zaafın görünen yüzüdür. Gaddarlığın  		izini sürün, korkak bir adama ulaşacaksınız. Bu sözü çok duymuşsunuzdur:  		“Korkaklık zalimliğin anasıdır” der Montaigne ve devam eder: “Kötü ve  		insanlık dışı bir kalbin acısının ve burukluğunun genelde kadınsı bir  		yumuşaklık barındırdığını tecrübeyle tespit ettim. Önemsiz sebepler  		yüzünden kolayca ağlayan zalimler gördüm. Zalim Alexandre, o her gün  		birçok insanı zalimce öldüren zorba hükümdar, halkının kendisini  		ağlarken görmesinden korktuğu için tiyatroda trajedi seyretmeye  		gidemezmiş. Bu tür insanları aşırı uçlara yönelten şey ruhlarının  		zayıflığı olabilir mi?” (Montaigne, Denemeler, Türkçesi Buket Yılmaz,  		Lacivert Yayıncılık, İst. 2007 s. 202) Böyle bir adamın dökeceği  		gözyaşları timsah gözyaşları değil, ama merhametin eseri de değil. Zalim  		bir adamın bilinçaltından kendisine sen katı kalpli biri değilsin diye  		seslenmesidir. Oysa “Gözyaşı suçun rengini soldurmaz.” (Necip Fazıl,  		Reis Bey) </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;">Merhametli bir kimse  		ise tam tersine, dıştan bakışla birtakım zayıflık belirtileri taşır gibi  		görülebilir. Hâlbuki boynu bükük bir yetimin titrettiği bu yürek,  		ardında güçlü bir kişilik saklar. Acıma duygusu zayıflığın değil, güçlü  		bir ruhun göstergesidir. Merhamet, bencilliğe esir olmadan,  		dünyada/kendi iç dünyasında başkalarına da yer açabilen güçlü yüreğin  		niteliğidir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;">Kişinin kendi yaşadığı  		ıstıraptan dolayı ağlaması bir tür savunmadır. Bu durumdaki insan  		karşılaştığı zorluğa pasif bir yolla karşı çıkmaktadır. Bu gözyaşlarının  		derinliklerinde bencilce bir yöneliş yer alır. Başkalarının  		mutsuzlukları, ıstırapları, acıları için akıtılan gözyaşı ise hasbidir,  		tertemiz ve durudur. Merhamet ve şefkat duygusudur bu gözyaşlarını  		besleyen. Bu gözyaşları, “hep almak” sevdasını yenip, kendinden bir  		şeyler verebilme noktasına gelmiş insanın gözyaşlarıdır. Başkaları için  		ağlayabilmek, dünyayı onların puslu penceresinden görebilmekle mümkün.  		Acılı yüreklere girebilmekle; yanaklarını gözyaşı ile ıslatma hakkını  		kendinde göremeyen, hep “içe ağlayan” yürekleri görebilmekle mümkün.  		Burada “ağlamak”, zorda olanı anlayabilmenin adıdır&#8230; Ağlayamamak ise  		anlayamamanın belgesi. Edibin, göğsünde kalp değil de “taş” taşıyanlara  		yönelik şu söz bunu vurguluyor: &#8220;Ağlayamazsınız&#8230; Ağlasaydınız  		anlardınız.&#8221; (Necip Fazıl, Reis Bey)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;">Merhametsiz bir kalbin  		ilk kurbanı kendi sahibidir. Acıma duygusundan mahrum bir kalbi,  		dünyanın hiçbir maddî imkânı tatmin edemez, huzura kavuşturamaz. Bizim  		temel derdimiz, kendimize acımayışımızdır. Nefse itaatle, isyanlarla,  		ruha hakkını veremeyip maddenin demir kafesine tıkılıp kalmakla  		kendimize karşı en büyük merhametsizliği işliyoruz. İstemesek de,  		kendimize reva gördüğümüz merhametsizlikten neslimizi de esirge(ye)miyoruz.  		En büyük merhametsizliği en çok sevdiklerimize karşı sergilemiş  		oluyoruz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;">Etten kan pompasını  		yürek yapan şey, oraya sinen merhamet duygusudur, tamam. Fakat hiçbir  		şey istismar edilmiş merhamet duygusu kadar “muzır” olamaz, dersek  		önemli bir gerçeği vurgulamış oluruz. Söz gelimi, adaletin uygulanacağı  		yerde merhametten söz etmenin açılımı şudur: “Yapılan kötülük yapanın  		yanında kâr kalsın, kişi yaptığının karşılığını, cezasını görmesin.”</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;"> İstismara kapı  		aralayan merhameti “ağızların kirli sakızı&#8221; diye niteliyor “Reis Bey.”  		Ancak “merhametten maraz doğar” atasözünü mutlakmış gibi algılayıp  		merhameti “defterden silmek” insanın kalbinden rahmeti siler ve onu “buz  		çölünde yol almaya” mahküm eder. Çocuklarını öpmediğini söyleyen zata  		Hz. Peygamber’in verdiği cevaba bakınız: “Allah senin kalbinden  		merhameti çekip almışsa ben sana ne yapabilirim.” (Müslim, Fedâil, 64)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;">Bizim medeniyetimizin  		ruhlara merhamet nakşeden asil bir inceliği vardır. Bu merhamet,  		insan-hayvan ayırımı yapmaz. Mimarimizdeki “kuş sarayı” kavramı bu  		derûnî güzelliğin sözcüsüdür. Ahmet Haşim Bursa’da yaşayan Greguar Bay  		isimli Fransız’dan aktarıyor: “Bilmem Bursa’yı gezerken gördünüz mü?  		Haffaflar (ayakkabıcılar) çarşısının ortasında bir meydan var. Bu meydan  		sakat bazı hayvanların darülâcezesidir. Kanadı veya bacağı kırık  		leylekler, bunamış kargılar, kör veya sağır baykuşlar burada halkın  		sadakasıyla geçindirilir. Haffaf esnafın aylıkla tuttuğu belki yüz  		yaşında, baktığı sakat leylekler kadar aciz bir ihtiyar, sadaka  		parasıyla her gün işkembe alır, temizler, parçalar ve insan merhametine  		sığınan bu zavallı kuşlara dağıtır.” (Ahmet Haşim, Bize Göre, Gurebâhâne-i  		Lâklâkan, Frankfurt Seyahatnamesi, Devlet Kitapları, 1000 Temel Eser,  		M.E. Basımevi, İst. 1969, s. 94) Bu tablo, iman cevheri ile  		şeffaflaştırdığı maddenin ötesini seyredebilen dünya görüşünün eseridir.  		Ancak ne yazık ki dünya tozpembe değil. Acı birtakım gerçekler de  		tarihin gözleri önünde yaşandı, günümüzde de yaşanıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;">Tarih, birbirini  		acımasızca katleden insanların zevkle seyredildiği dönemler gördü.  		Roma’nın arenaları zulüm ve merhametsizliğin putlaştırıldığı mekânlar  		olarak geçmişin hafızasındaki yerini almıştır. İnsanların vahşi  		hayvanlara yem edilişi, yalnızca bir cezalandırma yöntemi değil, aynı  		zamanda -belki ondan daha fazla- bir seyirlik olaydı. İnsanlığın bu  		sefil yanı, “işkence partileri” ile boğa güreşleri ile kara bir damar  		halinde günümüze kadar uzayıp gelmiştir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;">Bir Batı Avrupa  		ülkesinin turistik kasabalarında her yıl ‘eğlence’ diye pek çok boğa  		öldürülüyor. Bu zavallı hayvanların öldürülmesi kadar acı olan bir başka  		gerçek ise, bu işin bir millî kültür olgusu olarak değerlendirilmesidir.  		“Bir canlının kızdırılarak, acı çektirilerek ve dakikalar boyu şişlerle  		delik deşik edilerek öldürülmesinin nasıl bir eğlendirici yanı olabilir?  		Cevap, ruhumuzun karanlık yanında saklanan acımasızlıkta olsa gerek.” Bu  		kanlı oyunda ön plâna çıkan iki tip var: Merhametsizliğin kanlı eli  		matador ve merhametsizliği seyirlik zevk şehveti içinde baş tacı eden  		canlılar yığını.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;">Topyekûn insanlık  		dünyaya, burayı merhametin her derde derman olduğu bir güzellikler yurdu  		kılma görevi ile gelmiştir. Bu görev, insan-hayvan, canlı-cansız demeden  		bütün kâinatın altın harflerle yazılmış sessiz bir davetiyesi olarak  		duruyor, insanın önünde.</span></p>
<p style="text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;"><span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;">Gelin her gönülde bir  		merhamet meşalesi yakalım; ruhlardaki kuytu, izbe köşeleri aydınlatacak  		bir meşale. İnsan olmanın zevkini o zaman yaşayacağız.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; text-indent: 24px;">
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px; text-indent: 24px;"><strong> <span style="font-size: 8pt; font-family: Arial;"> Not:</span></strong><span style="font-size: 8pt; font-family: Arial;"> Bu yazı, Diyanet Aylık Dergi 2008 Eylül sayısında  		yayınlanmıştır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 24px; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px;" align="right"><span style="font-size: 8pt; font-family: Arial;">Doç. Dr. Halil Altuntaş<br />
Başkanlık Vaizi</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ramazan.corlu.org/2008/09/12/merhamet-ve-sefkat-cagrisi_61.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>SADAKA-İ FITIR (FİTRE) DUYURUSU</title>
		<link>http://ramazan.corlu.org/2008/09/04/sadaka-i-fitir-fitre-duyurusu_57.html</link>
		<comments>http://ramazan.corlu.org/2008/09/04/sadaka-i-fitir-fitre-duyurusu_57.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Sep 2008 06:37:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ramazan Ayı]]></category>

		<category><![CDATA[2008 fitresi]]></category>

		<category><![CDATA[fitre]]></category>

		<category><![CDATA[sadaka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ramazan.corlu.org/?p=57</guid>
		<description><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından 2008 yılı için en düşük sadaka-i fıtır (fitre) miktarı 6.- YTL olarak belirlenmiştir.
Zekat Nisabı : Asli ihtiyaçlarından sonra 80,18 gr. Altın veya Karşılığında Parası olan zekat verecektir.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından 2008 yılı için en düşük sadaka-i fıtır (fitre) miktarı 6.- YTL olarak belirlenmiştir.</p>
<p>Zekat Nisabı : Asli ihtiyaçlarından sonra 80,18 gr. Altın veya Karşılığında Parası olan zekat verecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ramazan.corlu.org/2008/09/04/sadaka-i-fitir-fitre-duyurusu_57.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İftar Duası</title>
		<link>http://ramazan.corlu.org/2008/08/21/iftar-duasi_38.html</link>
		<comments>http://ramazan.corlu.org/2008/08/21/iftar-duasi_38.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Aug 2008 04:57:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ramazan Bayramı]]></category>

		<category><![CDATA[dualar]]></category>

		<category><![CDATA[iftar]]></category>

		<category><![CDATA[iftar duası]]></category>

		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ramazan.corlu.org/?p=38</guid>
		<description><![CDATA[İftarda Yapılacak Duâ
&#8220;Allâhumme leke sumtu ve bike âmentu ve aleyke tevekkeltu ve alâ rızkıke  eftartu veli savmi ğadin neveytu fağfir limâ kaddemtu vemâ ahhertu.&#8221; 
Anlamı:
&#8220;Allah&#8217;ım! Senin için oruç tuttum, sana inandım, sana dayandım, Senin  verdiğin rızıkla orucumu açtım. Yarının orucuna da niyet ettim, benim geçmiş ve  gelecek günahlarımı bağışla.&#8221; 
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İftarda Yapılacak Duâ</p>
<p><strong>&#8220;Allâhumme leke sumtu ve bike âmentu ve aleyke tevekkeltu ve alâ rızkıke  eftartu veli savmi ğadin neveytu fağfir limâ kaddemtu vemâ ahhertu.&#8221; </strong></p>
<p>Anlamı:</p>
<p><strong>&#8220;Allah&#8217;ım! Senin için oruç tuttum, sana inandım, sana dayandım, Senin  verdiğin rızıkla orucumu açtım. Yarının orucuna da niyet ettim, benim geçmiş ve  gelecek günahlarımı bağışla.&#8221; </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ramazan.corlu.org/2008/08/21/iftar-duasi_38.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazanda Nasıl Beslenmeliyiz?</title>
		<link>http://ramazan.corlu.org/2008/08/21/ramazanda-nasil-beslenmeliyiz_36.html</link>
		<comments>http://ramazan.corlu.org/2008/08/21/ramazanda-nasil-beslenmeliyiz_36.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Aug 2008 04:56:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ramazan Bayramı]]></category>

		<category><![CDATA[Oruç]]></category>

		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>

		<category><![CDATA[ramazanda beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ramazan.corlu.org/?p=36</guid>
		<description><![CDATA[Ramazan ayı bazılarımızın zannettiği gibi &#8216;yeme ayı&#8217; değil, &#8216;yememe ayı&#8217;dır.  Yani oruçlu olduğumuzda iftar ve sahurda aşırıya kaçmamız hiç doğru değildir.
Akşam iftara oturduğumuzda (sahura kalkmışsak) 12 saat civarında aç kalmışız  demektir. Sindirim sistemimiz istirahattedir. İşte biz iftarda yemeği birden ve  aşırı şekilde mideye doldurursak salgılar fazlalaşır, tansiyon düşüklüğü olur.  Hele bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayı bazılarımızın zannettiği gibi &#8216;yeme ayı&#8217; değil, &#8216;yememe ayı&#8217;dır.  Yani oruçlu olduğumuzda iftar ve sahurda aşırıya kaçmamız hiç doğru değildir.</p>
<p>Akşam iftara oturduğumuzda (sahura kalkmışsak) 12 saat civarında aç kalmışız  demektir. Sindirim sistemimiz istirahattedir. İşte biz iftarda yemeği birden ve  aşırı şekilde mideye doldurursak salgılar fazlalaşır, tansiyon düşüklüğü olur.  Hele bir de yemeği yedikten sonra uzanıp yatarsak tehlike artar. Vücuttaki kan,  mide ve bağırsakların etrafında toplanır.</p>
<p>Beyin ve kalbe kanın gitmesi engellenir. Kan birden vücuda dağıldığında ise kalp  çarpıntılarına ve krize kadar varır.</p>
<p>Bu sebeple kalbinden rahatsız olanlar yediklerine dikkat etmelidirler. Tavsiye  edilen; yemeğin yavaş, iyi çiğnenerek ve sohbetle, muhabbetle yenmesidir.  Osmanlı konaklarında iftarda önce çorba çıkar, misafirler orucunu bu şekilde  açtıktan sonra akşam namazı eda edilirmiş. Yemek ise namazı müteakiben yenirmiş.  Aslında sağlığa en uygun olanı da budur. Yine Ramazan&#8217;da bol sıvı almalıyız.  Taze meyve suyu, ayran gibi içecekler de alınabilir Ramazan&#8217;da ağır  yiyeceklerden kaçınmalı, meyve ve çiğ sebze tüketimine önem verilmelidir.  Ramazan&#8217;ın sağlık ayı olduğunu unutmayalım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ramazan.corlu.org/2008/08/21/ramazanda-nasil-beslenmeliyiz_36.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan ve Çocuklar</title>
		<link>http://ramazan.corlu.org/2008/08/21/ramazan-ve-cocuklar_34.html</link>
		<comments>http://ramazan.corlu.org/2008/08/21/ramazan-ve-cocuklar_34.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Aug 2008 04:46:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ramazan Bayramı]]></category>

		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>

		<category><![CDATA[ramazan ve çocuklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ramazan.corlu.org/?p=34</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklara Ramazan’ın farkını hissettirin

İftar vaktinin erken olması sebebi ile çoğu insan orucunu işyerinde açacak. Hiç  olmazsa ilk günde imkanlarınızı zorlayıp orucunuzu evinizde ailenizle birlikte  açmaya çalışın! Çocuklar Ramazan&#8217;ın farkını hissetsin!
Teravihe çocuğunuzla gidin

Elinden tuttuğunuz çocuğunuzla birlikte teravih namazına gidin. Namazdan sonra,  önce çocuğunuza küçük; ama onun hoşuna gidecek bir hediye verin. Sonra yanınıza [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuklara Ramazan’ın farkını hissettirin<br />
</strong><br />
İftar vaktinin erken olması sebebi ile çoğu insan orucunu işyerinde açacak. Hiç  olmazsa ilk günde imkanlarınızı zorlayıp orucunuzu evinizde ailenizle birlikte  açmaya çalışın! Çocuklar Ramazan&#8217;ın farkını hissetsin!</p>
<p><strong>Teravihe çocuğunuzla gidin<br />
</strong><br />
Elinden tuttuğunuz çocuğunuzla birlikte teravih namazına gidin. Namazdan sonra,  önce çocuğunuza küçük; ama onun hoşuna gidecek bir hediye verin. Sonra yanınıza  aldığınız çikolata ya da şekerleri teravihe gelen diğer çocuklara dağıtarak  onlara Ramazan’ın rahmet yüzünü bir kere daha gösterin.</p>
<p>Ekonomik durumunuz iyiyse bunu sık sık yaparak camiye gelen çocukları  sevindirin.</p>
<p><strong>Çocukları camiden kovmayın<br />
</strong><br />
Teravihtesiniz, huşu ile namazınızı kılıyorsunuz. Çevrenizde yüzlerindeki  rahmetten izlerle muzipçe dolaşan hatta safların arasında koşuşan çocuklar var.  Halden anlamayan bazı nadanların onların koşuşturmasından rahatsız oldukları  belli.</p>
<p>Çocuklara kızarak sert sert bakışları ile onları azarlayanların aksine, siz  nazarınıza rahmeti yerleştirin ve kendilerinden hoşnut olduğunuzu izhar edin.  Namazdan sonra da karşılaştığınız çocuğun başını okşayıp onu tebrik ederek  “Allah ibadetinizi kabul etsin” deyin.</p>
<p><strong>Çocukların dinî eğitiminde bu ay bir fırsattır<br />
</strong></p>
<p>Eğitim, büyüklerin kendilerini takip eden nesli her yönden geliştirmek, çelişki  ve tutarsızlıklardan kurtarmak, ahenkli davranış ve olgunlaşmış şahsiyete  ulaştırmak için gösterdiği çabalar bütünüdür. Eğitim için müsait ortamın,  heyecanın, motivasyonun ve uygulama yapma imkânının bulunması şarttır. Çocuklara  İslâmi eğitimin kazandırılmasının en müsait ortamlarından biri de Ramazan  ayıdır.</p>
<p>Heyecan, eğitimi hem kolaylaştıran hem de zorlaştıran bir husustur. Bu itibarla  heyecanın eğitime verdiği olumlu ve olumsuz olmak üzere iki yönlü etkisi vardır.  Öğrenilecek şeyle aynı yönde olan heyecanlar eğitimi kolaylaştırır; fakat  öğrenilecek şeyle zıt yönde olan heyecanlar eğitimi zorlaştırır. Meselâ Ramazan  ayının heyecanı, İslâmi terbiyeyi kolaylaştırarak İslâm eğitimine olumlu bir  katkıda bulunur. Bunun yanında İslâm örf, âdet ve ahlakıyla uzaktan yakından hiç  alâkası olmayan bazı bayramların heyecanı ise çocukların İslâmi terbiyeyi  kazanmalarına engel olur. Heyecanın en büyük neticesi motivasyonu ortaya  çıkarmasıdır. Kısaca motivasyon, öğrenilecek şeye karşı iradeli olarak ilgi ve  merak duymaktır. Herhangi bir şeye ilgi ve merak duymadan onu öğrenmek mümkün  değildir. Bu sebeple ilgisizlik ve dikkatsizlik, öğrenme ve anlamaya engel olan  kalbe çekilmiş bir perdedir. Artık bugün çocuğa motivasyon kazandırılmadan  eğitim ve öğretim yapılamayacağı bütün dünya eğitimcileri ve pedagogları  tarafından kabul edilmiş bir husustur. Bunun yanında halkımız arasında &#8220;Merak  ilmin hocasıdır&#8221; sözü yıllardır kullanılmış ve adeta atasözü haline gelmiştir.</p>
<p>En büyük muallim ve terbiye edici olan Kainatın İftihar Tablosu Peygamber  Efendimiz (sas) de, bir şeyler anlatmak istediğinde ashabının ilgi ve merakını  uyandırarak motivasyonunu artırırdı. Bütün bunlardan da anlaşılıyor ki, Müslüman  anne–babanın yapacağı ilk iş, çocukta harekete geçirici güç olan ilgi ve merakı  temin etmektir. Bu sebeple dikkati toplamak için mübarek Ramazan ayı, oruç,  teravih namazı, imsak ve sahur gibi çeşitli motiflerden faydalanmak lazımdır.</p>
<p><strong>Çocuklar sizi namaz kılarken görsün </strong><br />
Bugün bir başlangıç yapın. 1,5-2 yaşından büyük çocuğunuz varsa onların  bulunduğu bir ortamda namaz kılın. Onlar sizlerin önlerinize gelsin, sırtınıza  çıksın. Onlara müdahale etmeyin. Peygamberimiz de bu şekilde davranmıştı.</p>
<p>Çocuklarınız sizi namaz kılarken görsün. Bu onun zihnine yerleşecek ve ileride  evde sizin yaptıklarınız adına çok önemli bir hatıra olarak kalacaktır. Mümkünse  namazlarınızı evde eşlerinizle birlikte cemaat yaparak kılın. Böylece  namazınızın yirmi yedi kat daha fazla sevap getireceğini Efendimiz (sas) haber  veriyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ramazan.corlu.org/2008/08/21/ramazan-ve-cocuklar_34.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan’daki hedeflerimiz neler olmalı?</title>
		<link>http://ramazan.corlu.org/2008/08/21/ramazan%e2%80%99daki-hedeflerimiz-neler-olmali_32.html</link>
		<comments>http://ramazan.corlu.org/2008/08/21/ramazan%e2%80%99daki-hedeflerimiz-neler-olmali_32.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Aug 2008 04:42:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ramazan Ayı]]></category>

		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>

		<category><![CDATA[Ramazan Bayramı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ramazan.corlu.org/?p=32</guid>
		<description><![CDATA[Bir Müslüman olarak rahmet ve bereket ayı olan Ramazan’ı en verimli şekilde  geçirebilmek için kendimize şu hedefleri belirleyelim:
Çok Kur&#8217;an-ı Kerim okumak ve hatim indirmek.
Teravih namazını 20 rekat olarak cemaatle camilerde kılmak.
İftar saatlerinde ümmeti Muhammet için çok dua etmek.
Oruçlarımı mutlaka sahura kalkarak tutmak ve sahur vakitlerini dua, namaz ve  Allah’ı zikirle çok iyi değerlendirmek.
Öğrencilere, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir Müslüman olarak rahmet ve bereket ayı olan Ramazan’ı en verimli şekilde  geçirebilmek için kendimize şu hedefleri belirleyelim:</p>
<p>Çok Kur&#8217;an-ı Kerim okumak ve hatim indirmek.</p>
<p>Teravih namazını 20 rekat olarak cemaatle camilerde kılmak.</p>
<p>İftar saatlerinde ümmeti Muhammet için çok dua etmek.</p>
<p>Oruçlarımı mutlaka sahura kalkarak tutmak ve sahur vakitlerini dua, namaz ve  Allah’ı zikirle çok iyi değerlendirmek.</p>
<p>Öğrencilere, komşularımıza ve akrabalarımıza iftar vermek.</p>
<p>Sadaka, burs, bağış ve yardımlarımızı bu ayda biraz daha artırmak.</p>
<p>Allah&#8217;ın isimlerini bolca zikretmek.</p>
<p>Gıybet, su-i zan, yalan, dedikodu gibi günahlardan uzak durarak orucumuzu  lekelememek.</p>
<p>Ramazan’ımızı bereketlendirmek için fitremizi fazlasıyla vermek.</p>
<p>Çevremize hayırhâh olup bu ayda kalplerin de yumuşamasını fırsat bilerek din-i  mübin-i İslam&#8217;a hizmet adına daha fazla şeyler yapmak.</p>
<p>Hayır ve hasenat sahiplerini yeni bir nesle sahip çıkma adına çeşitli hayırlara  kanalize etmek.</p>
<p>Kötü huy ve alışkanlıklarımızı bu rahmet ve bereket ayında tamamen terk etmeye  çalışmak.</p>
<p>‘Ramazan tebrik ziyaretleri’ adı altında tanıdık tanımadık herkese ziyaretlerde  bulunmak.</p>
<p>‘Her gece Kadir Gecesi olabilir’ mülahazası ile Ramazan gecelerini çok dinç  olarak ibadet ve dua ile değerlendirmek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ramazan.corlu.org/2008/08/21/ramazan%e2%80%99daki-hedeflerimiz-neler-olmali_32.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Oruçluya mekruh olan hususlar</title>
		<link>http://ramazan.corlu.org/2008/08/21/orucluya-mekruh-olan-hususlar_30.html</link>
		<comments>http://ramazan.corlu.org/2008/08/21/orucluya-mekruh-olan-hususlar_30.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Aug 2008 04:38:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Oruç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ramazan.corlu.org/?p=30</guid>
		<description><![CDATA[1) Bir şeyi dilinin ucuyla gereksiz  yere tatmak
2) Lüzumsuz yere bir sey çiğnemek
3) Sakız çiğnemek
4) Kendisinden emin olmayan bir kişinin hanımını  öpmesi, boynuna sarılması, kucağına alması
5) Tükrüğü ağızda biriktirip yutmak
6) Kan aldırmak
7) Kendini zayıf düşüreceğini tahmin ettiği yorucu bir  işte çalışmak
   Agzına su alıp çalkalamak
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><strong class="sub"></strong><em><strong>1)</strong></em> Bir şeyi dilinin ucuyla gereksiz  yere tatmak<br />
<em><strong>2)</strong></em> Lüzumsuz yere bir sey çiğnemek<br />
<em><strong>3)</strong></em> Sakız çiğnemek<br />
<em><strong>4)</strong></em> Kendisinden emin olmayan bir kişinin hanımını  öpmesi, boynuna sarılması, kucağına alması<br />
<em><strong>5)</strong></em> Tükrüğü ağızda biriktirip yutmak<br />
<em><strong>6)</strong></em> Kan aldırmak<br />
<em><strong>7)</strong></em> Kendini zayıf düşüreceğini tahmin ettiği yorucu bir  işte çalışmak<br />
<em><strong> <img src='http://ramazan.corlu.org/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> </strong></em> Agzına su alıp çalkalamak</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ramazan.corlu.org/2008/08/21/orucluya-mekruh-olan-hususlar_30.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
